İstanbul’un Papağanları

İstanbul Bebek parkında  görüntülenmiş bir çift papağan.

İstanbul Bebek parkında görüntülenmiş bir çift papağan.

İstanbul Bebek parkında  görüntülenmiş bir çift papağan.

İstanbul Bebek parkında görüntülenmiş bir çift papağan.

Boğaziçi Üniversitesi Atletizm Pistin’de idman yaparken bazen üzerimizden gruphalinde çığlık çığlığa kuşlar geçerdi. Bizden büyük bir abimiz(Taner) de bu hadise ne zaman yaşansa “bak papağanları gördün mü?” diye sorardı.

İlk başlarda bu papağan olayının bir şakadan ibaret olduğunu sanmıştım. Bunun en büyük sebebi ise “Bak papağanları gördün mü?” sorusunu duyduktan hemen sonra gökyüzünü bakıyordum ama kuşlar çoktan bizden uzaklaşmış oluyorlardı. Bu uzak mesafeden de kuşlar papağan gibi değilde daha çok sıradan bir kuş gibi görünüyordu. Zaten izlediğim belgesellerden ve orta okul bilgilerinden kalan yalan yanlış bilgilerden de bildiğim kadarıyla papağanlar sıcak iklimlimin hakim olduğu yerlerde yaşarlar, Afrika gibi(Ne zaman sıcak iklim dense nedense aklıma hep Afrika gelir).

Taner abi bize “bak papağanları gördün mü?” sorusunu sormaktan sıkılmış olmalı ki bu papağan meselesini bir süre sonra unuttum. Bir gün, bir gazetenin pazar ekinde İstanbul’da yaşayan papağanlarla ilgili bir yazı gördüm. Yaşadığım bu olaylardan dolayı bu yazı çok ilgimi çekti. Yazıyı bir çırpıda okudum. Yazının sonunda çok şaşırmıştım çünkü gerçekten İstanbul’da bir papağan kolonisi yaşamaktaydı.

Okuduğum gazete yazısının da etkisiyle ilerleyen günlerde ki idmanlarımda ve günlük yaşamımda üzerimden ne zaman kuş geçse bu kuşları incelemeye başladım. Bu incelemelerimin sonucunda fark ettim ki çığlık çığlığa geçen kuş sürülerinin gagaları bir garip. Renkleri ile alakalı net Bir şey söyleyemiyordum çünkü kuşlar parlak bir havada gökyüzünden hızlıca geçtikleri için aşağıdan bakınca siyah görünüyorlardı. Kesin olan bir şey vardı; bu kuşların gaları ve sesleri İstanbul’da duymaya ve görmeye alıştığım kuşlara benzemiyordu.

Bebek sahilinde yürümeye veya koşmaya giderken Boğaziçi Üniversitesinin Güney kampüsünü kullanırım. Bebek’e inmek için kullandığım bu yolun bir kısmı ormanlıktır. Havanın açık olduğu günlerde bu ormandan geçerken Papağanları ve yeşil renklerini bir kaç kez net bir şekilde gördüm. Bu karşılaşmalarım sonrasında İstanbul’daki papağanların varlığına tamamen inanmıştım.

Dün akşam üstü kameramla beraber Bebek’de yürüyüşe çıkmıştım. Haftasonu olduğu için ve havanın da güzel olması sebebi ile sahil çok kalabalıktı. Kameram boynumda asılı bir yandan yürüyordum bir yandan da acaba ne çekebilirim diye düşünüyordum. Aslında çekile bilecek çok şey var ama bizim insanımıza olan güvenim çok düşük olduğu için objectifimi de istediğim gibi sağa sola doğrultamıyordum. Sonra aklıma Papağanlar geldi. Bir anda zevinçle Bebek parkına doğru yönümü değiştirdim. Parka geldiğimde telefoto lensimi kamerama taktım ve etrafı gözetlemeye başladım.

Papağanları göremiyordum ama seslerini çok net bir şekilde duyabiliyordum. Göremememin sebebi papağanların parklak yeşil renkleriydi. Bu parlak yeşili yaprakların renginden ayırt edebilmesi gerçekten çok zor. Çimlere oturdum ve bir süre sesleri dinledim. Havada uçan papağanları görüyordum, gözlerimle onları takip ediyordum ama nezaman ağaç yapraklarının arasına girseler kaybediyordum. Bu sabırlı bekleyişim bir süre sonra meyvesini verdi ve benim hemen üzerimdeki ağacın dallarında bir çift papağan görmüştüm.

Papağanların çekebildiğim kadar çok fotoğrafını çektim. Bir süre sonra ara verip fotograflarıma baktığım zaman fotoğrafların büyükbir çoğunun doğru pozlanmadığını farkettim. Bunun sabebi de fotoğraf karelerine çok parlak olan gökyüzü de dahil olmuştu. Fotoğrafların hepsini gözden geçirdiğim zaman sevinmiştim çünkü fotoğraflamaya çalıştığım çift bazı karelerde gerçekten çok güzel çıkmıştı.

Papağanların İstanbul’a nasıl geldiklerini bilmesemde(bununla alakalı birçok teori var) İstanbul’da papağanların yaşadığına artık inanıyorum. Umarım ki bu kuşlar İstanbulun ılıman iklimini beğenirler, kalıcı olurlar ve İstanbulun güzelliğine güzellik katarlar. 

Advertisements

Sarıyer Bisiklet Turları

Sarıyer Spor Kulübü Kafeteryası

Sarıyer Spor Kulübü Kafeteryası

Kafede oturmayı tercih ettiğim masa.

Kafede oturmayı tercih ettiğim masa.

Kafe önünde park edilmiş bisikletim.

Kafe önünde park edilmiş bisikletim.

Çocukluğumdan sonra hiç bisikletim olamamıştı. Bunun sebebi ise ailemin yaşadığımız yerdeki (İstanbul/Samandıra) trafiğin bisiklete uygun olmadığını düşünmesiydi. Geçen sene yarı zamanlı olarak çalıştığım işten kazandığım paralarla kendime bir bisiklet aldım. Belki bisiklet sürenlere özendiğimden belki de bisikletin zaman geçirmek için uygun bir araç olduğunu düşündüğümden aldım. Bu iki ihtimalde çok olası duruyor. Açıkçası şuan neden bisiklet aldığımı hatırlamıyorum.

Bisikletimi aldığım ilk günlerde çok korkuyordum trafiği çıkmaktan ama bisikleti sürmeyide okadar çok istiyordumki. Bu çelişki istanbul için çok fazlaydı. İstanbulda bisiklete uygun yol yok denecek kadar azdır trafikde her yerde denebilecek kadar çok. İlk zamanlar, bir kaç kez kıyafetlerimi giydim, bisikletimi aldım ve üniversitenin içerisinden geçerek Bebek’ e indim. Amacım kendi başıma bisikletle biraz gezinebilmekti. Bu ilk denemelerimin hiçbirisinde başarılı olamadım. Çünkü yukarıdaki özgüvenim aşağıya indiğim zaman sanki buharlaşıp uçuyordu. Ben aşağıda bisikletim elimde yola bakar şekilde bekliyor ve bir yanda düşünüyordum. Nemi düşünüyordum ; bu tarafikte bisiklet sürmenin alınamayacak kadar büyük bir risk olduğunu düşünüyordum.

Kendi başıma bisiklet ile uzunbir süre gezinemedim. Bisikleti bir süre evde yatırdım diyebiliriz buna. Bir süre sonra bisiklet kullandığını bildiğim bir kız arakdaşımla (Buket) şehirde ufak bir tur planladık. Planımız ise Bebek’ten başlayarak Sarıyer’e varmak oradan da aynı yolu kullanarak geri dönmekti.

Buluşmayı planladığımız gün geldi çattı. Bisikletlerimizle yollara düştük. Başlangıçta şehir tarafiğinden çok korkmuştum ama arkadaşım sayesinde korkum büyük bir oranda azaldı. Bunun en büyük sebebi o önde gidiyordu ve kılavuzluk ediyordu. Turun başlangıcında kendimi çok umutsuz hissetmiştim çünkü arakadaşım şehir trafiğinde çok atik davranıyor ve fırsatları iyi kullanıyordu. Ben ise en ufak bir problem çıktığında geride kalıyordum ve arkadaşımıda bekletiyordum.

Sarıyer’e daha varmadan güvenimi kazanmaya başladığımı hissetmiştim. Bunu en büyük sebeplerinden biri yolun ilerleyen bölümlerindeki tarafik yoğunluğu azdı. Sarıyer’e yaklaştıkça oturma kemiklerimdeki ağrıyı çokça hissetmeye başlamıştım ama mutluydum çünkü daha iyi bisiklet sürmeye başladığımı düşünüyordum. Sarıyer’e vardığımızda bir kafede arkadaşımın arkadaşıyla oturduk ve dinlendik.

Turun dönüş yolunda ise gerçekten kendimi harika hissediyordum. Dönüş yolunu gidişten çok daha kısa bir sürede almıştık ve sürüşyeteneklerimin iyi olduğunu düşünmeye başlamıştım.

Bir sonraki Sarıyer turunu bir hafta sonu sabahı tek başıma yaptım. Bu turum gerçekten harika geçmişti. Bunun en büyük sebebi yoldaki araç sayısının yok denecek kadar az olmasıydı. Sarıyere ulaştığım zaman kendime bir börekçiden simit ve poğaça aldım ve oturacak bir yer aramaya başladım. Bu arayış esnasında kendimi deniz kenarında, üzerinde Sarıyer Spor Kulübü Kafeteryası yazan bir kafenin önünde buldum. Bu kafeyi nedense gördüğüm ilk anda sevdim. Çünkü nedendir bilmem ama dışarıdan çok havalı görünen ve kalabalık olan yerleri oldum olası hiç sevmemişimdir. Belkide beni çeken bu kafenin içerisinde sabahın ilk saatlerinde hiç insanın olmamasıydı belkide kafe garsonlarının bana çok kayıtsız olamalarıydı beni çeken. Kendime bir çay söylemiştim. Sonrasında da yanımda getirdiğim kitabımı okumaya başlamıştım.

Yalnız yaptığım sonraki turlarımın hepsinde hep aynı kafeyi tercih ettim. Sade, yalın ve insanlardan uzak kafemi. Her defasında da nezaman ben oturuken kafeye birlerinin girdiğini görsem hep tedirgin ve huzursuz olmuşumdur.

Bu zaman zarfı içerisinde İstanbul içerisinde başka rotalarda da bisiklet sürmüşlüğüm var ama hiçbir rota bana Bebek Sarıyer rotası kadar güzel görünmemiştir ve ençok da Bebek Sarıyer rotasında bisiklet sürmüşümdür.

Sessiz sakin hafta sonu sabahlarında, bom boş yollarda sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, yalnız…